Hayattaki Beklentileriniz, Amaçlarınız Nelerdir?
İnsanın hayatta bir amacı olmalı. Söylemesi kolay, uygulaması zor bir cümle bu. Ama amacı olmayan bir hayat, sabah kalkıp ne yapacağını bilmediğin bir döngüye dönüşür. “Amaç” burada kariyer, para ya da ünvan demek değil; gününü anlamlı kılacak bir yön demek.
Aşağıda önce “amacın ne olduğu” sorusuna cevap veriyor, sonra kimlerin bu soruyla boğuştuğunu ve pratik bir çerçeve sunuyoruz. Son bölümde de bu yazının bir fikir tartışması bırakmadığını, bir yol haritası bıraktığını umuyoruz.
Hayattaki amacınız nedir?
Bu soruyu duymuşsunuzdur. Bazen motivasyon konuşmalarında sorulur, bazen de iş görüşmelerinde: “Kendinizi nasıl tanımlarsınız?” Soru klişe olabilir ama boş değil. Çünkü cevabını bilmek, günlük kararlarınızın çoğunu hızlandırır.
Amaç ile hedefi karıştırmamak gerekir.
- Amaç uzun vadeli yöndür. Beş yıl sonra nerede olmak istediğinizdir.
- Hedef kısa vadeli ve ölçülebilirdir. Bu ay kaç kitap okuyacağınız, bu hafta kaç egzersiz yapacağınızdır.
İnsanların büyük çoğunluğu hedef kovalar, amaçtan habersiz yaşar. Hedefler tutturulur, hedef biter, sonra boşluk gelir. Bu döngüye düşmemek için önce yönü bulmak gerekir.
Amaç neden bu kadar zor bulunuyor?
Üç somut neden sayabiliriz.
Birincisi, modern hayat çok seçenek sunuyor. 25 yaşındaki birinin 200 yaşındaki atasına göre hayatı sayısız kapıyla açılıyor. Bu seçenek özgürlüğü, aynı zamanda felç edici. Hangisini seçeceğinizi bilemediğinizde hiçbirini seçemezsiniz.
İkincisi, çevremiz başkalarının hedeflerini bize dayatıyor. 30 yaşına geldiğinde şunu yapmalısın, o eve taşınmalısın, şu makalede olmalısın. Bunların hepsi mantıklı olabilir, ama hiçbiri senin değil. Sonradan bakınca “ben mi istedim, yoksa benden mi istendi?” diye ayırt edemezsiniz.
Üçüncüsü, amaç acı verir. Bu en az konuşulan ama en doğrusu. Bir amacı ifade etmek, o yolda başarısızlık ihtimalini de kabul etmektir. Kimseyi hayal kırıklığına uğratmak istemeyen insan, genellikle hiçbir şeyin peşinden koşmaz.
Amacı dört soruyla bulabilirsiniz
Profesyonel koçlukta kullanılan basit bir çerçeve var. Sorular şunlar:
Sürekli düşünmeden duramadığınız konu ne? Zorunluluk olmasa bile kafanızdan çıkmayan, boş zamanda dönüp duran bir şey. Bu çoğu zaman amacın çekirdeğidir.
Hangi konuda başkalarından soru almak hoşunuza gidiyor? Arkadaşlarınız size ne konuda danışıyor? Bilmediğiniz bir alanda sizi neden seçiyorlar?
On yaş sonra geçmişe baktığınızda pişman olmak istemediğiniz şey ne? Bir şeyi denememiş olmanın pişmanlığı, başarısızlığın pişmanlığından büyüktür. Bu soru korku ihtiyacını temize çevirir.
Parayla da olsa, kimsenin duyamayacağı bir iş yapmak ister miydiniz? Bu biraz klişe ama işe yarar. İçsel motivasyon, dışsal olandan daha uzun sürer.
Bir örnek: Erhan’ın yolu
Erhan 34 yaşında, sigortalı bir işte çalışıyordu. Maaşı fena değildi ama her sabah kalkarken içinde bir sıkışma hissediyordu. “Hayatım bu mu?” diye sormadan yapamıyordu.
İlk denemesi iş değiştirmekti. Üç ay sonra eskisinden daha mutsuz olduğunu fark etti. Asıl sorun iş değilmiş.
Yazı yazmayı sevdiğini fark etti. Zaten gece yarıları bir blogda yazıyordu, kimse okumuyordu. Amacı “blogc olmak” değildi; amacı bir şeyi sözle anlatabilmekti. Yazı işini bırakmadı ama yazıyı hayatının ortasına koydu. İki yıl sonra aynı işten kazandığı para için bıraktı.
Erhan’ın hikâyesi ders çıkaracak bir hikâye değil, çünkü sonucu garantisi yok. Ama şu nokta önemli: Erhan ilk önce işini değiştirdi, sonra soruyu sordu. Doğru sıra bu değil.
Amacınızı buldunuz, peki ne olacak?
En sık yapılan hata burada: Amacı bulunca işi bırakma hayaline kapılmak. Bir günlük bırakın, bir ay sonra pişman olun.
Pratik öneri şudur: Amacı hayatınızın %10 una yerleştirin, %90 nı aynen koruyun. Yani işinizi bırakmayın; ama her hafta o amca ayrılmış iki saat ayırın. Bu iki saat büyür, bir yıl içinde %20 olur, sonra karar kendiliğinden verilir.
Bir başka hata da şu: Amacı bir cümle olarak yazmamak. “Daha iyi bir insan olmak” gibi bir cümle test edilemez, ölçülemez, ilerlemesi görülemez. İşe yarayan formül şu:
Neyi, kimin için, hangi ölçülebilir sonuçla yapacağım?
“Elektrik mühendisleri için, altı ayda, saha deneyimi kazandıracak bir eğitim videosu hazırlayacağım.” Bu cümle test edilebilir. Üç ay sonra “kaydettim, koydum mu?” diye sorabilirsiniz.
Yaşam amacı konusunda bir tartışma
Burada dürüst olmam gerek. “Herkesin bir hayat amacı vardır” fikri, beni rahatsız ediyor.
Bazı insanların emeği işe yaramaz, hayatlarının büyük kısmı gelip geçer. Emeğe dönük bir amaç bulamayan biri de var. Bunu “eksik” saymak, hayatı bir yanlış düzeltme listesi gibi görmek demek. Bazen hayatta kalmak ve sevdiğin birkaç kişiyle iyi geçirmek yeterli bir iş; bunun adı eksiklik değil.
Amaç arayışının kendisi de bir lüks olabilir. Bazı insanların zamanı yok; çocukları büyütüyorlar, anne babalarına bakıyorlar, borçlarını ödüyorlar. Bu insanlara “hayatının amacı ne?” diye sormak, yapısal bir eşitsizliği kişisel bir başarısızlığa çevirmek.
Benim kendi gözlemim şu: Amacını net söyleyebilen insanlar genellikle biraz da şanslıdır. Çünkü onlara zaman verilmiş. O yüzden bu yazıyı bir ahlak çağrısı olarak değil, elimizdeki birkaç seçenekten biri olarak okuyun. Kullanabilen kullanır, kullanmayan da kendi yolunda.
Kısaca ne yapmalı?
Bu yazıdan aklınızda üç şey kalsın yeter:
Amacı hedeflerden ayırın. Amacı bir cümle olarak yazın ve onu bir yıl boyunca değiştirmeyin. Sürekli hedef değiştirmek, yön değiştirmekten çok daha yorucudur.
Yavaş başlayın. Amacın olması için işinizi bırakmanız gerekmez. Haftada iki saat ayırmak, hiç ayırmamaktan her zaman iyidir.
Ölçün. Altı ay sonra geriye dönüp bakın. Hiçbir şey değişmediyse, ya hedefiniz yanlıştır ya da çalışma yönteminiz. İkisini de değiştirebilirsiniz; değiştiremiyorsanız, en azından farkındasınızdır.
Başka bir konuda merakınız varsa, bu yazıyı çevrenizdekilerle tartışmak genellikle en faydalı yöntem. Amaç, tek başına düşünülürse hep bulanık; konuşulduğunda netleşir.












Yorum gönder